Ey Allah’ım Beni Senden Ayırma

Posted in Alıntılar on Ocak 21, 2012 by ferguner

Ey Allahım beni senden ayırma
Beni senin dîdarından ayırma

Seni sevmek benim dinim îmânım
İlâhî dîni îmandan ayırma

Sararuben solup döndüm hazâna
İlâhî hazânımı daldan ayırma

Şeyhim güldür ben anın yaprağıyam
İlâhî yaprağım gülden ayırma

Ben ol dost bahçesinin bülbülüyem
İlâhî bülbülüm gülden ayırma

Balığın canını suda dediler
İlâhî balığım gölden ayırma

Eşrefoğlu senin kemter kulundur
İlâhi kulu sultandan ayırma

Güfte: Eşrefzâde Rûmî

Nerden Bilsin

Posted in Alıntılar on Ocak 21, 2012 by ferguner

Canı olmayan zahid cananı nerden bilsin
Bi derd olan münafık Lokman’ı nerden bilsin

Muhabbetle gelendir aşk ile menzil alan
Aşka canın vermeyen Sultanı nerden bilsin

Dilediği özüdür, özünü bilmez zahid
Zahid özün bilmedi, irfanı nerden bilsin

Sofu halvet içinde cefa ile Hu çeker
Baykuş virane bekler, gülşeni nerden bilsin

Cümlenin canı Gaybi, zahidler inkar eder
Sahraya düşen damla ummanı nerden bilsin.

Güfte: Sunullah Gaybi Sultan
Bestekâr: Rızâ Tekin Uğurel (Kütahya’lı).

Amentü Gemisi

Posted in Alıntılar on Aralık 23, 2011 by ferguner

Bu ne amentü gemisiydi ki yürümezdi,

vav lar soluya soluya kürek çekti,

Hz. Ali’nin yüreği titredi,

Ya Hak okunu gerdi,

Ya Hak oku varıp yüreği deldi,

‘Ah minel aşk’ dedi.

Gözlerinden yaşlar indi,

Vardı geminin altına erişti,

Amentü gemisi yürüdü gitti…

Ben Kerbela’yım.

Posted in Alıntılar on Aralık 3, 2011 by ferguner

Düşmanın gözü doymuyordu. Malik çıkageldi bu kez. Hüseyin’in başı parçalandı, dağıldı. Yetmedi, Ebu’l Huluk atıldı, yayını gerdi, oku yaralı başına fırlattı. Hasin çıktı öne, dişlerini kırdı Hüseyin’in. Ebu Eyyüb ardındaki onlarca kana susamışla sökün etti. Hüseyin’in yaralı bedenine kimisi ok attı, kimisi mızrak sapladı, kimisi taşladı Hüseyin’i… Ebu Eyyüb hırsını alamayıp bir oku eliyle sapladı gırtlağına.

Onlar vurdukça Hüseyin şükrediyordu. Kanla yıkanan ellerini kaldırıp sabrediyordu.

Ansızın bir ses duyuldu, yerle göğün arasından bir ses geldi. Yer ve gökler titredi, Cebrail’di bu, Hüseyin’e usulca yaklaştı. Kanatlarıyle yaralarını sıvazladı, selamların en güzeliyle selamladı, müjdelerin en büyüğünü verdi.

‘Çekilin, kenara çekilin, peygamberlerin sonuncusu geliyor, Hüseyin’in ziyaretine dedesi geliyor.’

Hüseyin’in mutluluğuna diyecek yoktu. Bedenindeki yaralar bir anda iyileşti, kan durdu, acılar dindi, susuzluğu bitti.

Cebrail müjdeliyordu, ‘Çekilin, kenara çekilin, Allah’ın aslanı geliyor, ötelerin sultanı oğluyla özlem gidermeye geliyor. Ciğerleri zehirle parçalanmış olan Hasan geliyor. Geceleri uykusunu feda eden annesi geliyor, gözlerini bağlamak, çekip yanına almak için kadınların en hayırlısı geliyor.’

Hüseyin gözlerini açınca Peygamberi gördü.

Başını dizlerine almıştı, dedesini gördü. Acılarını unuttu, candan geçti, yüreğünde güller patlamaya başladı, kızıl bir gülşene dönüştü.

Düşmana çevirdi bakışlarını, soluğu yetesiye bağırdı: ‘Zeynep’in kan ağlama vakti geldi, öldürün beni! Can üzre bırakmayın beni, acele edin, bu zalim dünyadan kurtarın, öldürün beni. Güneşin ateşi yorgun canımı kavurdu. Daha fazla incitmeyin artık, öldürün beni! Dünya sizin olsun, beni asıl yurduma gönderin. Ömrümün mevsimi kışa döndü, öldürün beni!’

Gözü dönmüş bir başkası atıldı bu kez, hançeri kalbine sapladı.

Ben Kerbela’yım, beni bir ağıt tuttu.

Hüseyin görünmüyor, nurdan halelere sarılmış.

Hüseyin’i Cebrailler örtüyor, gözlerinden gizlendi.

Ben Hüseyin’in yüreğiyim, sadece o görünüyor.

Katiller korkuyla geri çekildiler.

Başında Ali’yi gördüler.

Ali göründü, Ali onlara da göründü.

Kanat çırpan melekler göründü, Cebrail göründü.

Ben Hüseyin’in kandan ve nurdan görünmeyen bedeniyim, yapayalnızım.

‘O’ndan başka ilah yoktur’ sesim, çölden göklere yükseliyor.

Peygamberin sakalına kan bulaştı, Hüseyin’in kanıyla yıkandı.

Zalimleri kan tuttu, çöl kan denizine döndü.

Hüseyin’in ağıdıyla yeri gögü doldurdu Fatma.

Sakine çadırlarda kan ağladı. Zeynep bulutlara karıştı.

Kıyamet Aşura günü için yas tuttu. Peygamberler ağladı, dünyanın çarkı çevrildi.

Necef şahı başını vurup ağladı, figanı dünyayı yuttu.

Peygamber imamesini alıp başını açtı.

Gök ve yer titremeye başladı, Cebrail kanatlarını çekti.

Diller tutuldu, gözler süzüldü, eller kırıldı, kollar düştü.

Hüseyin’in yaralı sinesi cellat çizmesiyle ezildi.

Nasıl kıydın ceylana kansız avcı?

Sana bu söz yetmez, sana kıyamet gerekmez.

Sana cennet gerekmez, cehennem gerekmez.

Nasıl kıydın Fatma’nın masumuna, Ali’nin canına, Muhammed’in gözbebeğine?

Sana dünya gerekmez, ahiret gerekmez.

Sana söz yetişmez, ateş yetişmez.

Su vermeden hangi kurban kesilmiştir ey mel’un, dili dudağı kavruldu masumun, susuz kaldı, bir damla su verin.

Boğazını hangi hançer keser ciğeri ateşle kavrulmuşun?

Ben Kerbela’yım ey Muhammed.

Gözlerimden yaş değil kan akar, çöl ateşinde zulüm hançeri yedim, zalime yakalandım ey Muhammed.

Dağlanan yüreğimin hakkı için, günahsız dökülen kanların hakkı için ey Muhammed, yalvar O’na, güzel isimlerinin hatırı için yakar, kalkış günü, yolundan gidenleri bağışlasın.

Son sözü, tanıklık oldu Hüseyin’in.

Gökler kara giyindi, yer sarsıldı ey Hüseyin.

Saba rüzgarı esti, Cebrail tacını alıp ağladı ey Hüseyin.

Kandiller söndü, Kerbela kanla yıkandı ey Hüseyin.

Sakine zalimlerin pençesine düştü, dostlarının evi talan edildi ey Hüseyin.

Kerbela garibini susuz öldürdüler, Allah’ın gökleri yıkıldı ey Hüseyin.

Cam ve Elmas

CamveElmas.15

Posted in Alıntılar on Kasım 5, 2011 by ferguner

Hep Seni istedim, Seni diledim, Seni gözledim, Seni bekledim ben.

Sana üç pınardan beslenen bir denizden geliniyordu, biliyordum.

Suya girdiğim anda boğuldum.

Battım, çırpınmaya başladım, çırpındıkça battım, gömüldüm, ilk adımda yittim.

Sakınmaydı ilk adım, biliyordum. Bilmez olaydım, neyi değiştiriyor, ne işe yarıyordu ki!

İlk adım korkuydu, çekinmeydi, riyazetti.

Birincisinde batmasaydım, ikinci adımımı cömertliğe atacaktım.

Orayı geçseydim yarattıklarına ihtiyaç duymamayı öğrenecektim.

Cam ve Elmas

Vefa Apartmanı.48

Posted in Alıntılar etiketler ile , , on Kasım 5, 2011 by ferguner

Kenan Rıfai, bir gün öğrencilerine; “İşte size bir yalan… Ayşe Hanım geliyor” deyince herkes gidip pencereden bakar. Hazret, bunun üzerine, “Size yalan olduğunu söylediğim halde, gene de baktınız. İşte dünya da böyledir. Yalan olduğu biline biline kanılıyor” der.

Vefa Apartmanı

Ah nice bir uyursun uyanmaz mısın?

Posted in Alıntılar, Testiden Taşanlar on Ekim 16, 2011 by ferguner

Nice bir uyursun uyanmaz mısın.
Göçdü kervân kaldık daglar başında.
Dellallar çagrışır inanmaz mısın
Göçdü kervân kaldık daglar başında.

Bülbül olup dost bagında ötegör
Eyü ‘amellerle yükün tuta gör
Efendimin kervânına yitegör
Göçdü kervân kaldık daglar başında

Emîr Hacı göçeli hayli zamândır
Muhammed cümleye dindir imândır
Delilsiz gidilmez yollar yamandır
Göçdü kervân kaldık daglar başında.

Yunus sen bu dünyâya niçin geldin
Gece gündüz Hakk’ı zikr etsün dilin
Enbiyâya ugramaz ise yolun
Göçdü kervân kaldık daglar başında

Yunus Emre

Psikiyatri Kimden Yana?

Posted in Alıntılar on Ekim 15, 2011 by ferguner

Psikiyatride önleyici ve koruyucu tutumlar gözardı ediliyor. Depresyon ve benzeri psikiyatrik durumların toplumsal kökenleriyle ilgilenme konusunda bir dirençten söz ediliyor. Belki pratik programları yürürlüğe sokmak zor olduğundan, belki de geniş ölçekli sosyal programların önleyici rolü düşünüldüğünde ilaçlara ve psikoterapiye duyulan ihtiyaç azalacağından. İlaç şirketleri depresyonun tedavisinden önemli ölçüde kâr elde ediyorlar ve önleyici tutum, psikiyatri mesleğinin dışında tutuluyor ve bir araştırma konusu yapılmıyor. Bireye be bireyselliğe aşırı vurgu yapan ABD’de bu bir nebze anlaşılabilir, ancak Türkiye gibi toplumsal, politik ve ekonomik etkenlerin birey üzerinde büyük basınç uyguladığı ülkelerde araştırmaların yönü üzerinde düğünülmelidir.

Arthur Kleinman’a göre koruyucu ve önleyici hekimliğe dönük bu engel aynı zamanda psikiyatrinin berisinde gizlendiği bir ideolojinin de ifadesi. Mesleki çıkarlar bilginin üretilmesini, iletilmesini ve dönüştürülmesini etkiliyor. Bu bilgi, akıl hastalığını nasıl anlayıp ona karşı ne yapacağımızı belirleyen profesyonel psikiyatri paradigmasını yapan şeydir. Yani, daha işin başında, psikiyatride bilginin üretilme biçimiyle ilgili bir yan tutma vardır. Bu yan tutuş, hem psikiyatrlara daha fazla ekmek verir, hem de araştırma projelerine ilaç şirketlerinden kaynak akışı sağlar.

***

Ahmet Haşim ‘Melâli anlamayan nesle aşina değiliz’ diyordu. Melâl içe doğru bir yolculuktur ve kişiyi zenginleştirir. Hüzün ve melâli tedavi etseydik, bugün herhalde pek çok edebi şaheseri okuyamazdık.

İnsanın yaşantılarından öğreneceği çok şey vardır. Hüzün bizi iç dünyamızın daha önce keşfetmediğimiz ayrıntılarıyla buluşturabilir. Onu bir misafir gibi kabul etmek gerekir. Misafir size yeni bir dünya getirir ve size birşeyler katarak ayrılır.

Şairin dediği gibi: “Dilde gâm var lütfeyle gelme üsüme ey sürûr / olamaz bir hânede mihmân mihmân üstüne.” Misafire hürmet, geleneğimizin bir parçasıdır. Yaşantılarımıza hürmet etmek de…

Kemal Sayar – Hüzün Hastalığı

Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını kendimi bulduğumda anladım

Posted in Alıntılar on Ekim 8, 2011 by ferguner

Bunca zaman bana anlatmaya
çalıştığını,kendimi
bulduğumda anladım.

Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu
varmış,

Kendi yolumu çizdiğimde anladım..

Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat,
okuyarak,dinleyerek değil..

Bildiklerini bana neden
anlatmadığını, anladım..

Yüreğinde aşk olmadan geçen hergün
kayıpmış,

Aşk peşinden neden yalınayak
koştuğunu anladım..

Acı doruğa ulaştığında
gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını
anladım..

Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla
ağlamaktan daha değerliymiş,

Gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde
anladım..

Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir
tek en çok sevdiği acıtabilirmiş,

Çok acıttığında anladım..

Fakat,hakedermiş sevilen onun için dökülen her
damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler
terkettiğinde anladım..

Yalan söylememek değil, gerçeği
gizlememekmiş marifet,

Yüreğini elime koyduğunda anladım..

”Sana ihtiyacım var, gel ! ”
diyebilmekmiş güçlü olmak,

Sana ”git” dediğimde anladım..

Biri sana ”git” dediğinde, ”kalmak istiyorum”
diyebilmekmiş sevmek,

Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir
çocukmuş,her düştüğünde zırıl
zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı
sarıldığında anladım..

Özür dilemek değil, ”affet beni” diye
haykırmak istemekmiş pişman olmak,

Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,

Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,

Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..

Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş
bir gün affedilmeyi,

Beni afetmeni ölürcesine istediğimde
anladım..

Sevgi emekmiş,

Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak
kadar sevmekmiş

 

Can Yücel

odam da gönlüm gibi darmadağınık şimdi

Posted in Dua, Testiden Taşanlar on Ekim 2, 2011 by ferguner

odam da gönlüm gibi darmadağınık şimdi…

yuları kaybolmuş bir deve gibiyim; devasız, susuz ve fırtınalı bir çölde,
amelimi bıraktım, sen tut yularımdan, sen beni bırakma ey sevgili,
o melunun, o racim’in ellerine, sen bize acı…
yüzüm yok, ancak yine senden dilenmekten başka bir yolum da…
affet; ya Gafur, ya Rahman, ya Afüv, ya Tevvab, ya Seddar…

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.