Ben Kerbela’yım.
Düşmanın gözü doymuyordu. Malik çıkageldi bu kez. Hüseyin’in başı parçalandı, dağıldı. Yetmedi, Ebu’l Huluk atıldı, yayını gerdi, oku yaralı başına fırlattı. Hasin çıktı öne, dişlerini kırdı Hüseyin’in. Ebu Eyyüb ardındaki onlarca kana susamışla sökün etti. Hüseyin’in yaralı bedenine kimisi ok attı, kimisi mızrak sapladı, kimisi taşladı Hüseyin’i… Ebu Eyyüb hırsını alamayıp bir oku eliyle sapladı gırtlağına.
Onlar vurdukça Hüseyin şükrediyordu. Kanla yıkanan ellerini kaldırıp sabrediyordu.
Ansızın bir ses duyuldu, yerle göğün arasından bir ses geldi. Yer ve gökler titredi, Cebrail’di bu, Hüseyin’e usulca yaklaştı. Kanatlarıyle yaralarını sıvazladı, selamların en güzeliyle selamladı, müjdelerin en büyüğünü verdi.
‘Çekilin, kenara çekilin, peygamberlerin sonuncusu geliyor, Hüseyin’in ziyaretine dedesi geliyor.’
Hüseyin’in mutluluğuna diyecek yoktu. Bedenindeki yaralar bir anda iyileşti, kan durdu, acılar dindi, susuzluğu bitti.
Cebrail müjdeliyordu, ‘Çekilin, kenara çekilin, Allah’ın aslanı geliyor, ötelerin sultanı oğluyla özlem gidermeye geliyor. Ciğerleri zehirle parçalanmış olan Hasan geliyor. Geceleri uykusunu feda eden annesi geliyor, gözlerini bağlamak, çekip yanına almak için kadınların en hayırlısı geliyor.’
Hüseyin gözlerini açınca Peygamberi gördü.
Başını dizlerine almıştı, dedesini gördü. Acılarını unuttu, candan geçti, yüreğünde güller patlamaya başladı, kızıl bir gülşene dönüştü.
Düşmana çevirdi bakışlarını, soluğu yetesiye bağırdı: ‘Zeynep’in kan ağlama vakti geldi, öldürün beni! Can üzre bırakmayın beni, acele edin, bu zalim dünyadan kurtarın, öldürün beni. Güneşin ateşi yorgun canımı kavurdu. Daha fazla incitmeyin artık, öldürün beni! Dünya sizin olsun, beni asıl yurduma gönderin. Ömrümün mevsimi kışa döndü, öldürün beni!’
Gözü dönmüş bir başkası atıldı bu kez, hançeri kalbine sapladı.
Ben Kerbela’yım, beni bir ağıt tuttu.
Hüseyin görünmüyor, nurdan halelere sarılmış.
Hüseyin’i Cebrailler örtüyor, gözlerinden gizlendi.
Ben Hüseyin’in yüreğiyim, sadece o görünüyor.
Katiller korkuyla geri çekildiler.
Başında Ali’yi gördüler.
Ali göründü, Ali onlara da göründü.
Kanat çırpan melekler göründü, Cebrail göründü.
Ben Hüseyin’in kandan ve nurdan görünmeyen bedeniyim, yapayalnızım.
‘O’ndan başka ilah yoktur’ sesim, çölden göklere yükseliyor.
Peygamberin sakalına kan bulaştı, Hüseyin’in kanıyla yıkandı.
Zalimleri kan tuttu, çöl kan denizine döndü.
Hüseyin’in ağıdıyla yeri gögü doldurdu Fatma.
Sakine çadırlarda kan ağladı. Zeynep bulutlara karıştı.
Kıyamet Aşura günü için yas tuttu. Peygamberler ağladı, dünyanın çarkı çevrildi.
Necef şahı başını vurup ağladı, figanı dünyayı yuttu.
Peygamber imamesini alıp başını açtı.
Gök ve yer titremeye başladı, Cebrail kanatlarını çekti.
Diller tutuldu, gözler süzüldü, eller kırıldı, kollar düştü.
Hüseyin’in yaralı sinesi cellat çizmesiyle ezildi.
Nasıl kıydın ceylana kansız avcı?
Sana bu söz yetmez, sana kıyamet gerekmez.
Sana cennet gerekmez, cehennem gerekmez.
Nasıl kıydın Fatma’nın masumuna, Ali’nin canına, Muhammed’in gözbebeğine?
Sana dünya gerekmez, ahiret gerekmez.
Sana söz yetişmez, ateş yetişmez.
Su vermeden hangi kurban kesilmiştir ey mel’un, dili dudağı kavruldu masumun, susuz kaldı, bir damla su verin.
Boğazını hangi hançer keser ciğeri ateşle kavrulmuşun?
Ben Kerbela’yım ey Muhammed.
Gözlerimden yaş değil kan akar, çöl ateşinde zulüm hançeri yedim, zalime yakalandım ey Muhammed.
Dağlanan yüreğimin hakkı için, günahsız dökülen kanların hakkı için ey Muhammed, yalvar O’na, güzel isimlerinin hatırı için yakar, kalkış günü, yolundan gidenleri bağışlasın.
Son sözü, tanıklık oldu Hüseyin’in.
Gökler kara giyindi, yer sarsıldı ey Hüseyin.
Saba rüzgarı esti, Cebrail tacını alıp ağladı ey Hüseyin.
Kandiller söndü, Kerbela kanla yıkandı ey Hüseyin.
Sakine zalimlerin pençesine düştü, dostlarının evi talan edildi ey Hüseyin.
Kerbela garibini susuz öldürdüler, Allah’ın gökleri yıkıldı ey Hüseyin.
–
Cam ve Elmas